Üye Girişi
Üye Ol
ana sayfailköğretimsosyal yaşamokul rehberi  

   

 

 

"ACELE ETTİRİLMİŞ ÇOCUK" SENDROMU

Son yıllarda, özellikle büyük şehirlerde yaşayan anne babalar çocuk yetiştirirken ellerinden gelenin fazlasını yapmaya çalışıyorlar. Çıkış noktası olarak kabul ettikleri gerekçe ise; çocuklarında, kendilerinin farkına varamadıkları bir yetenek olması durumunda bunu atlamamak için her alanda eğitim almalarını gerektiğine, böylece gittikleri kurs ve programlardaki uzmanların yardımıyla çocuklarının potansiyelini keşfedeceklerine inanmaları.

İki hatta üçüncü yabancı dil için gidilen kurslar, hafta sonu spor okulları, enstrüman özel dersleri, resim atölyeleri, drama kursları bunların sadece bir kısmı. Hafta içi okulda geçirilen zaman, oyun ve dinlenme için gereken süreyi hafta sonuna ötelemekte, ancak bu tür etkinlikler içinde hafta sonları ideal günler olmaya başlamaktadır. Özetle; çocukların oyun ve dinlenme süreleri birkaç saatle sınırlanır hale gelmektedir. Anne babalar, çocuklarının bazen birden fazla etkinliğe katılmasını sağlarken, aslında onların gerçek ihtiyaçlarını göz ardı etmiş olabiliyor.

Arda 7 yaşında bir ilkokul öğrencisi. Özel bir ilköğretim okuluna gittiği için hafta içi saat 07:00'den 16:30'a kadar dolu. Zira serviste geçen zaman büyük şehirlerde bazen 2-3'e kadar varabiliyor. Gelince birşeyler atıştırıp biraz oyun oynuyor. Saat 17:30 civarında ödevlerinin başına oturuyor, 18:30 gibi derslerini bitirip yemek öncesi dinleniyor. 19:30 civarında yemekten kalkmış, biraz kitap okuyor, biraz oyun oynuyor. 20:30 olunca uykuya hazırlık başlıyor ve 21:00'de uyumuş olmalı. Evde geçirilen bu 4,5 - 5 saatlik zaman dilimine sıkıştırılan onca şeyin yanı sıra hafta sonu gidilmesi gereken bir piyano dersi ve bir basketbol kursu var. Sınıf arkadaşları ile gitmek istediği film ya da tiyatro oyunları ya da doğum günü kutlamaları da eklenince kendine kalan zaman aslında biraz "trajik".

Veliler çocuklarına, hayatta galip olabilmeleri için son derece donanımlı gerektiklerini aşılamaya çalışıyorlar. Bu düşüncenin altında yatan gerçek ise kendi hayatlarını baz alıyor olmaları. Diğer bir deyişle, kendi iş hayatlarında gördükleri ya da uyguladıkları kuralları çocuklarının hayatlarına uyarlamak istemeleri.

Büyük şehirlerde yaşayan ve çocuklarını doya doya yaşamadan büyüyen çocukların sayısının giderek artmasında en önemli faktörlerden biri de "anneler". Yüksek öğrenim görmüş anneler, çocuklarını MÜKEMMEL yetiştirmek zorunluluğu içine giriyorlar.

"Acele Ettirilmiş Çocuk Sendromu"nun yaratıcısı Dr. David Elkind'in bu konudaki ilk kitabı 1981 yılında yayınlanmış, 1988 ve 2001 yıllarında revize edilmiştir. Yazar, bir yandan, genç yaşta gebelik, cinayet, intihar, madde bağımlılığı, okullarda şiddet, obezite oranlarında ciddi bir artış olurken; öte yandan SAT skorlarında, üniversite başarı puanlarında, okul dışı etkinliklere katılım oranlarında da gözle görülür yükselişler olmasına dikkat çekmektedir. Ve en önemlisi son 20 yılda, çocuklarda dikkat eksikliği, hiperaktivite gibi tanılarla "ilaç tedavisi" gören çocukların oranında artış olmasının altını çiziyor.

Bunların nedeni olarak 4 unsuru sıralıyor; aile, okul, medya ve Internet. Aileler konusundaki görüşü şöyle; boşanma, çalışan anne-baba gibi konumların artık standart bir hal alması, çocukların endişe ve suçluluk duygusuyla büyütülmesine yol açıyor. Ebeveynlerin geleceğe dair endişelerini ve yapamadıklarından dolayı yaşadıkları suçluluk duygusunu bastırmak için, çocuklarını bilgi ve donanım bombardımanına tuttuklarını söyleyen Dr.Elkind kitabının sonunda anne babalara bu duygularını filtre ederek çocuklarına yardımcı olmalarını önermektedir.

Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre, son 20 yılda yüksek öğrenim görmüş (Yale, Stanford gibi okullardan mezun olan) annelerin çalışma hayatlarını bırakıp tüm zamanlarını çocuk yetiştirmeye ayıranların oranında ciddi bir artış olmuştur. Özellikle çocuklarının eğitimi ve okul dışı etkinlikleri konusunda fazlasıyla iddialı olan bu anne profili ülkemizde de artış göstermeye başlamıştır.